Jane Eyre – 33. Bölüm

Jane Eyre – 33. Bölüm

“Yirmi yıl kadar önce, yoksul bir papaz yardımcısı —şimdilik adını boş verelim— zengin bir adamın kızına âşık oldu. Genç kadın da ona gönlünü kaptırdı ve bütün dostlarının karşı çıkmasına rağmen onunla evlendi. Bunun üzerine çevresindeki herkes sırtını dönüp onu dışladı. Daha iki yıl bile geçmeden bu aceleci çift hayatını kaybetti ve aynı mezar taşının altında yan yana sonsuz uykularına çekildi. (Mezarlarını gördüm; büyük bir sanayi kentinin kasvetli, kurum karası eski katedralini çevreleyen geniş mezarlığın taş döşemelerinin bir parçasıydı.)

Geride bir kız çocuğu bıraktılar. Daha dünyaya gözlerini açtığı anda, Talihsizliğin ve Merhametin kucağına düşmüştü; tıpkı bu gece neredeyse içine saplanıp kaldığım kar yığını kadar soğuk bir kucağa…

Hayırsever insanlar bu kimsesiz bebeği annesinin zengin akrabalarının evine götürdüler. Çocuk, Gateshead’li Bayan Reed’in yanında büyütüldü. Evet, şimdi isimlere geliyoruz.

Birden irkildiniz… Bir ses mi duydunuz? Muhtemelen yan taraftaki eski dersliğin çatısında koşuşturan bir faredir. Burası, ben onarıp düzenlemeden önce bir ahırdı; ahırlarda da fare eksik olmaz.

Neyse, devam edelim.

Bayan Reed bu yetim çocuğa on yıl boyunca baktı. O yılların mutlu geçip geçmediğini bilmiyorum; çünkü bana hiç anlatılmadı. Ancak on yılın sonunda onu sizin de çok iyi bildiğiniz bir yere gönderdi: Lowood Okulu’na.

Oradaki yaşamı oldukça onurlu geçmiş görünüyor. Önce öğrenciydi, sonra sizin gibi öğretmen oldu. Doğrusu, onun hayatıyla sizin hayatınız arasında dikkat çekici benzerlikler görüyorum. Daha sonra mürebbiye olarak çalışmaya başladı. İşte burada da kaderleriniz birbirine benziyor; çünkü o da Bay Rochester adlı bir beyefendinin himayesindeki bir çocuğun eğitimini üstlendi.”

“Bay Rivers!” diye sözünü kestim.

“Ne hissettiğinizi tahmin edebiliyorum,” dedi sakinlikle. “Ama biraz daha sabredin. Anlatacaklarımın sonuna geldim; beni sonuna kadar dinleyin.

Bay Rochester’ın karakteri hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Bildiğim tek şey, bu genç kıza evlilik teklif ettiği ve ona dürüst bir evlilik vaat ettiği. Fakat tam nikâh masasında genç kadın, onun hâlâ hayatta olan bir eşi bulunduğunu öğrendi; üstelik bu kadın akıl sağlığını yitirmiş biriydi.

Bundan sonra Bay Rochester’ın nasıl davrandığı ya da neler teklif ettiği konusunda ancak tahmin yürütülebilir. Ancak daha sonra, mürebbiyenin bulunmasını zorunlu kılan bir olay meydana geldiğinde, genç kadının ortadan kaybolduğu ortaya çıktı. Kimse onun ne zaman, nereye ya da nasıl gittiğini bilmiyordu.

Thornfield Malikânesi’nden bir gece vakti ayrılmıştı. Ardından yapılan bütün araştırmalar sonuçsuz kalmıştı. Ülkenin dört bir yanı aranmış, fakat onun izine dair en küçük bir bilgi bile elde edilememişti.

Ne var ki şimdi bulunması son derece önemli bir mesele hâline gelmiş durumda. Bütün gazetelere ilanlar verildi. Ben de kısa süre önce Bay Briggs adlı bir avukattan bir mektup aldım. Az önce anlattığım ayrıntıların tamamını bana o iletti.

Tuhaf bir hikâye değil mi?”

“Bana yalnızca şunu söyleyin,” dedim. “Madem bu kadar çok şey biliyorsunuz, bunu da biliyor olmalısınız. Bay Rochester ne durumda? Nerede? Ne yapıyor? Sağlığı yerinde mi?”

“Bay Rochester hakkında hiçbir şey bilmiyorum,” diye cevap verdi. “Mektupta ondan yalnızca sözünü ettiğim o aldatıcı ve yasa dışı evlilik girişimi nedeniyle bahsediliyor.

Asıl sormanız gereken şey Bay Rochester değil…

O mürebbiyenin adı ve ortaya çıkmasını zorunlu kılan olayın ne olduğudur.”

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir